
ÖZET:
Seattle’da mahkeme için çalışan çok ünlü bir psikiyatrist ve kolej profesörü Jack Gram, bir seri katil olan Jon Foster’in ölüm cezasına çaptırılması konusunda jüriyi etkileyen, mahkumiyetinden sorumlu bir kişi konumundadır. Seri katil, Jon Foster, Jack Gramm’ı kendisiyle ilgili manipülasyon yapmakla, bir şahidi ve şahidin kız kardeşini ona karşı ifade verme konusunda kandırmakla suçlar.
Jon’un cezasının infazı öncesi akşam saatlerinde Jack’e bir telefon gelir. Telefonda cinayeti çözmesi için sadece 88 dakikası olduğu söylenmektedir. Bu mesajı veren kişi kadınları Jon Foster gibi öldürmektedir. Jack, eski karısı, FBI ajanı Shelly Barnes, arkadaşı Frank Parks ve asistanı Kim Cummings ile bir üniversitenin kampusu içinde bu problemli öğrenci ile bu öğrencinin öldürmeyi planladığı kadını bulmaya çalışır.
AÇIKLAMA:
senaryo, kurgu, teknik ve anlatımıyla resmen beni hayal kırıklığına uğrattı açıkçası. seri katilin, filmin en başından belli olduğu, gereksiz ve çok basit şaşırtmacalarla seyircinin yanlış adreslere yönlendirilmeye çalışıldığı, 88 dakikanın (filmin aksiyon olduğunu göz önüne alalım lütfen) çok yavaş ilerlediği gayet amatörce bir film olmuş. filmin bütçesini ve oyuncuları gözönüne aldığımızda bu mudur dediğimiz, afişiyle, oyuncularıyla tamamen kandırmaca bir filmde al pacino neden yer almış anlaşılır gibi değil. nerde o bakışıyla, duruşuyla, yürüyüşüyle, karizmasıyla tanıdığımız bildiğimiz al pacino, nerde bu filmde izlemek zorunda kaldığımız durgun ve yorgun al pacino?